Yemekten sonra Kalenic Pijaca pazarın tezgâhlarında bir
tur atıp kalabalığa karışıyorum. Ardından Balkanların en büyük Ortodoks
kilisesi Saint Sava’dayım; dış cephesi Ayasofya’yı anımsatan kilisenin içi
oldukça sade.
4 Mayıs 2018 Cuma
İki nehrin buluştuğu kent: Belgrad (3/4) Meclis Binası'ndan Nikola Tesla Müzesi'ne
Ertesi gün kentin güney bölgelerini keşfe başlıyorum. Otelimin
hemen arkasında küçük bir park, onun karşında ise at heykelleriyle süslenmiş meclis
binası yer alıyor. Bir zamanlar Obrenovic Hanedanlığının ikametgâhı olan Saray
günümüzde belediye binası olarak faaliyet gösteriyor. Milosevic’i deviren
protestolara sahne olmuş bu mekânın önündeki iki heykel insanoğlunun ata karşı
zaferini sembolize etmekte. Terazije’yi Slavija’ya bağlayan Kralja Milan
Bulvarı yürümesi keyifli bir diğer bulvar. Ayrıca iki no’lu tramvay kentin
görülmeye değer yerlerini gezmek için biçilmiş kaftan.
İki nehrin buluştuğu kent: Belgrad (2/4) Kalemegdan'dan Zemun'a
Bir sonraki durağım ise Tuna ve Sava nehirlerinin
birleşim noktasındaki tepeye kurulmuş, surlarla çevrili Kalemegdan. Kosova
Savaşı’nın ardından, Sırp bölgeleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmeye
başlamış ve dört yüz yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalan Sırpların Bosna
savaşı ve tarihsel nedenlerle Türklerde olumsuz bir imajı olsa da kültürleri
bize çok yakın. Dünya dilleri arasında en çok Türkçe kelime barındıran
dillerden birisi Sırpça‘da dokuz bin Türkçe kelime bulunurken, üç bini günlük
hayatta kullanılıyor. Helal, lokum, komşu, börek, haydi bu kelimelerin sadece
birkaçı.
İki nehrin buluştuğu kent: Belgrad (1/4) Terazije'den Strahinjića Bana'ya
Tuna ve Sava
nehirlerinin birbirlerine sarıldığı düzlükte kurulu Belgrad sevimli bir Balkan
kenti.
İlkbaharın veda edip yazın kendisini hissettirmeye
başladığı bir günde İstanbul’dan Belgrad’a doğru yola koyuluyorum. Bir saat
yirmi dakikalık uçuşun ardından Nikola Tesla havalimanındayım. Birçok ülkede
havalimanı, meydan isimleri siyasetçi ya da generallerden verilirken Belgrad’ın
havalimanına isim olarak bilim ve teknoloji dünyasının yapısını kökünden
değiştiren buluşlara imza atmış dâhi bilim adamı Tesla’nın verilmesi takdire
şayan.
30 Mart 2018 Cuma
Times Square: Gökdelenler diyarı Manhattan-13
Manhattan’ın ana caddesi 5th Avenue boyunca inci
gibi dizilen dünyaca ünlü butiklerin vitrinlerine bir göz attıktan sonra Times
Square’e doğru yola koyuluyorum. New York’un dünyaca ünlü kavşağındaki 25 katlı
dev kule neon cümbüşü Broadway ışıkları arasından göğe yükseliyor. Meydanın
dört bir yanına yerleştirilmiş reklam panolarında reklamlar akıp gidiyor. Caddedeki
turistler elektronik haber ekranında gündemi takip edip sohbetlerini
koyulaştırırken, piyasanın nabzını tutanların gözü ise Nasdaq binasındaki ekranda.
Empire State: Gökdelenler diyarı Manhattan-12
19. yüzyıl sonunda asansörlerin keşfi ve çelik
konstrüksiyonların gelişimi gökdelenlerin inşasına olanak sağlamış, toprağın
pahalı olduğu Chicago ve New York City gibi kentlerde devasa yapılar birbiri
ardına yükselmeye başlamış. Gökdelenlerin
gölgesi sokakları karartmasın diye gökdelenlerin üst katlarına kademelendirme
zorunluluğu getirilince Amerikalılar düğün pastası mimarili gökdelenlerle
donatmışlar kentin dört bir yanını. ABD’de yüksekliği 153 metre (500 ft ) ve üzeri olan binalar gökdelen olarak kabul ediliyor. Bir gökdelenler kentindeyim. NYC’de 153 üzerinde iki yüz sekiz bina var, bunların çoğu Midtown ve Lower Manhattan’a kümelenmiş durumda. Gökdelenlerden biri hiç kuşkusuz sadece Manhattan’ın değil tüm dünyanın en ünlüsü: Empire State.
Chelsea'den Herald Square’e: Gökdelenler diyarı Manhattan-11
23. cadde boyunca ilerleyerek Chelsea’ye varıyorum.
Birçok edebiyatçı ve sanatçıya ev sahipliği yapmış Chelsea Hotel kent tarihinin
önemli bir kilometre taşı. Sınırsız özgürlüklerin yaşandığı enterasan bir kent
New York. Kentin sokaklarında bira içmek yasakken Chelsea sokaklarında
uyuşturucu içip volta atanlara aldıran yok!
Madison Square’de alışveriş ve pizza molası: Gökdelenler diyarı Manhattan-10
Greenmarket’ten Broadway boyunca ilerleyerek Madison
Square’e ulaşıyorum. Meydandaki Flatiron Building nam-ı diğer ütü bina göz
kamaştırıyor. İnşasından sonra birçok kişinin yıkılacağı düşündüğü Flatiron
tuhaf mimarisiyle 23. caddedeki şiddetli rüzgârların kaynağı olmuş. Rüzgârdan ne çıkar demeyin zira işin matrak bir
tarafı var. Caddeden geçen hanımların eteklerini uçuşturan bu muzur rüzgâr halkta
kargaşaya neden olmuş, 23 skidoo deyimi hala
esprilere konu olmakta.
Madison Square üzerinden yükselen MetLife Tower (Metropolitan
Life Insurance Company Building) altın piramit çatısı ile kentin gece
siluetinin belirgin bir öğesi. Venedik St Mark Çan kulesinden esinlenerek yapılan
bu göz alıcı saat kulesi sönmeyen ışığıyla, şirketin sembolü olmuş. MetLife Tower’ın çaprazında ise zarif One
Madison Park binası yer almakta. İngiltere’deki Salisbury katedrali’nden
esinlenerek inşa edilen New York Life Insurance Company Building de meydandaki
bir diğer ilgi çekici yapı. Bir meydanda iki sigorta şirketi gökdeleni, sigorta
şirketleri ABD’de iyi para kazanıyor olsa gerek!
22 Mart 2018 Perşembe
Soho'dan Greenmarket'e: Gökdelenler diyarı Manhattan-9
Yemeğin ardından Soho’yu turlamaya başlıyorum. Houston
caddesinin güneyinde kalan bu semti kent halkı kısaca bu Soho (South of
Houston) diye adlandırıyor. Village’ın ticarileşmesinden sonra kiralarını
karşılayamayan sanatçılar Soho’nun terk edilmiş tavan aralarını mesken
bellemişler. Şık butiklerin, sanat galerilerinin sıralandığı Soho sokaklarında
bohem tavrın kültürel ayak sesleri hâlâ yankılanmakta.
Village'de bir öğlen: Gökdelenler diyarı Manhattan-8
Ertesi gün gezime Greenwich Village ile başlıyorum; I. Dünya savaşından sonra sanatçıların
mesken tuttuğu, bohemliğiyle ünlü bu semt New York’un karmaşasından uzak kalmış
bir sığınak gibi. Kent halkı buraya kısaca Village diyor. Sıralı güzel evler,
yemyeşil avlular ve gizli sokakların yer aldığı Village geçmişte caz
müzisyenlerine, Bob Dylan gibi pop idollerine ev sahipliği yapmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









