Little Italy gezintisinin ardından
Orta Avrupa göçmenlerinin meskeni Lower East Side’a yöneliyorum. Demir merdivenli
evlerin süslediği Orchard Street bölgenin en işlek caddelerinden. Adını De
Lance’in bahçesindeki orkidelerden alan Orchart caddesindeki ucuz eşya satan dükkânları,
meşhur turşucu Guss Pickles, Ludlow Street ve Avrupa’dan gelen Yahudilerin ilk
ibadethanelerinden Eldridge sinagogu bu semtin ilgi çekici adreslerinden sadece
bir kaçı.
22 Mart 2018 Perşembe
7 Şubat 2018 Çarşamba
China Town'dan Little Italy’e: Gökdelenler diyarı Manhattan-6
Manhattan’ın büyüsü insanları
kucaklıyor, zaman burada su gibi akıp geçiyor. Brooklyn köprüsü turumun
ardından China Town’a doğru yola koyuluyorum. Lafayette caddesindeki Fransız
şatolarını andıran Engine Company binasını selamlayıp China Town’a varıyorum.
Birçok kültürün bir potada eridiği
bir şehirdeyim. Geleneklerini ve mutfak kültürlerini günümüze kadar yaşatmayı
başarmış kentin iki önemli etnik grubunun yaşadığı Chinatown Little Italy bu
kozmopolitliğin en belirgin örneği. Chinatown’daki Çinli nüfüs her geçen gün
artıyor. Spring, Canal street arasına sıkışan Little Italy ise turistlik bir
bölgeye dönüşmüş.
Civic Center’den Brooklyn köprüsüne: Gökdelenler diyarı Manhattan-5
Michelin yıldızlı
lezzet şöleninin ardından
Civic Center’e geri dönüyorum. Broadway boyunca Woolworth Building’in görkemli
manzarası bana eşlik ediyor. Londra’daki House of Parliament’den esinlenerek
inşa edilmiş, ticaretin katedrali olarak anılan Woolworth gotik süslemeleriyle
göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip. 5 cent’e ürünler satarak perakendecilikte
devrim yapan Woolworth’un yaptırdığı binanın girişindeki ihtişam; buranın Manhattan’ın
en güzel gökdelenlerinden biri olduğunun açık kanıtı.
Yeni dünyaya açılan pencere Özgürlük Heykeli: Gökdelenler diyarı Manhattan-3
Sahil tarafına doğru yönelip
iskelede bekleyen feribota atlayıp soluğu Staten Island’da alıyorum. Özgürlük
Heykeli’ne (Statue of Liberty) giden ücretli tekneler var ama ücretsiz Staten
Island feribotu Statue of Liberty’nin yanından geçip eşsiz bir manzara sunuyor.
Staten Island’a vardığınızda adadan indi-bindi yaparak beklemeden tekrar
Manhattan’a dönmek mümkün. Gidiş-dönüş bir saat süren bu keyifli yolculuk New
York gezisinin olmazsa olmazlarından.
Amerika’nın bağımsızlığının 100. yılında Fransız hükümetinin hediyesi olan Bartholdi’nin eseri Özgürlük Heykeli Eski Dünya’dan Yeni Dünya’ya büyük hayallerle yelken açan göçmenlerin ilk gördükleri manzara olmuş. Son birkaç yüzyılda bu topraklar savaş, işsizlik gibi çeşitli sorunlardan vatanlarını terk etmek zorunda kalan topluluklara kucak açmış. Böylelikle New York City; yüzden fazla milletten insanın özgürce yaşadığı kozmopolit bir kente dönüşmüş.
26 Ocak 2018 Cuma
Zenginlik ve ihtirasın sembolü Wall Street: Gökdelenler diyarı Manhattan-2
Amerika’nın gerçek sahipleri Kızılderililerin dünyasında kısa bir yolculuk yaptıktan sonra Broadway’i arşınlamaya başlıyorum. Amerikalılar ekonomik krizlerde ülke ekonomisinin sağlam duruşunu betimlemek için Broadway’in başına bir boğa heykeli dikmişler. Borsa jargonunda piyasadaki gelişmelere kötümser olanlar ayı, iyimserler ise boğa olarak sınıflandırılıyor. Ayılar piyasa düşerken alım yapıyor, yükselişte ise uykuda bekliyorlar. Boğalar ise tahmin edileceği üzere yükselirken saldırıyor ve alım yapıyorlar.
Lower Manhattan'da Kızılderililerin izini sürüyorum: Gökdelenler diyarı Manhattan-1
Geçmişte Avrupa’dan Yeni Dünya’ya büyük hayallerle yelken açan göçmenleri kucaklayan Manhattan; günümüzde muhteşem gökdelenleri, göz alıcı Broadway ışıkları ve sanatsal zenginliklere bezenmiş müzeleriyle mükemmel bir tatil vaat ediyor.
Yazın yavaş yavaş veda edip, güz yapraklarının dökülmeye başladığı bir sonbahar günü New York’tayım. On saatlik uçuş, iki saatlik pasaport kuyruğunun ardından internetten ayarladığım NYAS servisiyle Manhattan’a doğru yola koyuluyorum.
New York’ta İstanbul’u aratmayan bir trafik yoğunluğu var. Neyse ki çılgın bir şoföre denk geliyorum, arabayı kural tanımaksızın kullanıyor ve yarım saatte Grand Central Terminal’e varıyorum. 51. caddedeki otele varmam gece yarısını bulunca şehrin keşfini ertesi güne bırakıyorum.
New York’ta İstanbul’u aratmayan bir trafik yoğunluğu var. Neyse ki çılgın bir şoföre denk geliyorum, arabayı kural tanımaksızın kullanıyor ve yarım saatte Grand Central Terminal’e varıyorum. 51. caddedeki otele varmam gece yarısını bulunca şehrin keşfini ertesi güne bırakıyorum.
2 Ekim 2017 Pazartesi
13 Temmuz 2017 Perşembe
8 Ocak 2017 Pazar
Osmanlı’nın Batıda Dayandığı Son Kapı: Viyana
Avrupa’nın ortasındaki bu kentin ismi söylendiğinde
Türklerin aklına ilk gelen Kanuni Sultan Süleyman ikincisi Merzifonlu Kara
Mustafa Paşa, burası Osmanlı için bir türlü alınamayan bir kale, Osmanlı’nın batıda
dayandığı son kapı, dünya içinse bu şehir klasik müziğin başkenti.
Bir sonbahar
günü klasik müziğin başkenti Viyana’dayım.
Kenti alışveriş caddesi Mariahilfer Strasse yakınlarındaki otelimden
ayrılıp şehri keşfe başlıyorum. Tuna kıyısındaki bu kentte yerleşim bölgeleri
içi içe iki daire olacak şekilde planlanmış. Şehir sınırlarını çizen bu daire biçimdeki
caddelere ring olarak adlandırılıyor. Gezilecek
yerlerin çoğu iç ringte, dış ringte dolaşmak
ise akşamları pek tekin değil. Viyana
ulaşımda Avrupa’nın en pahalı kentlerinden birisi , metro biletleri 2
euro.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









