10 Mayıs 2015 Pazar

İki nehrin buluştuğu kent: Belgrad (2/4) Kalemegdan'dan Zemun'a

Bir sonraki durağım ise Tuna ve Sava nehirlerinin birleşim noktasındaki tepeye kurulmuş, surlarla çevrili Kalemegdan. Kosova Savaşı’nın ardından, Sırp bölgeleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmeye başlamış ve dört yüz yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalan Sırpların Bosna savaşı ve tarihsel nedenlerle Türklerde olumsuz bir imajı olsa da kültürleri bize çok yakın. Dünya dilleri arasında en çok Türkçe kelime barındıran dillerden birisi Sırpça‘da dokuz bin Türkçe kelime bulunurken, üç bini günlük hayatta kullanılıyor. Helal, lokum, komşu, börek, haydi bu kelimelerin sadece birkaçı.

Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilmiş Belgrad'ta Osmanlının izini bugün de görmek mümkün. Mora Fatihi Damat Ali Paşa’nın Kalemegdan’daki türbesi yüzyıllara meydan okurcasına karşımda yükseliyor. İstanbul’daki Belgrad Ormanı da ismini Belgrad’ın fethedilmesinden sonra şehrin tüm Ortodoks Hıristiyan nüfusunun bu bölgeye gönderilmesinden almış.
Kalenin en tepe noktasında ise 1. Balkan Savaşı’nda Osmanlılara, 1. Dünya Savaşı’nda ise Avusturya-Macaristan’a karşı alınan zaferlerin anısına dikilen; Victor Anıtı yer alıyor. Kalemagdan’ı özellikle gün batımında gezmek keyifli. Bahçesinde topların ve tankların sergilendiği; üç bin parça silah, kılıç gibi eski ordu malzemelerin olduğu ordu müzesi savaş meraklıların es geçmemesi gereken bir mekân.
Kalemegdan’dan Sava nehrinin diğer tarafında yer alan sahil ilçesi Zemun’a doğru yola koyuluyorum. Önüme çıkan ilk otobüse atlayıp halkın arasına karışıyorum. Otobüs fiyatları makul (70 dinar) olmasına karşın Sırplar genelde biletsiz seyahat ediyorlar.
Sıra sıra komünist blokların, geniş bulvarların arasından yolculuğuma devam ediyorum. Sırbistan Meclisi, UŠĆE alışveriş merkezi Novi Belgrad denilen bu semtin dikkat çekici yapıları. Boy ortalaması yüksek bir millet olan Sırpların önemli basketbolcular yetiştirmeleri sürpriz değil. Avrupa’nın önemli basketbol mabetlerinden kabul edilen Arena’yı selamlayarak yoluma devam ediyorum.
Akşam yemeği için Şaran’a uğruyorum. Belgrad'ın en iyi restoranlarından birisi burası. Deniz ürünleri belli bir seviyenin üstünde, servis başarılı, porsiyonların büyüklüğüne ve mekânın kalitesi göz önüne alınırsa fiyatlar (başlangıç + ana yemek 20 Euro civarı) oldukça makul.
Bu güzel balık ziyafetinin ardından Gardos, nam-ı diğer Janus Hunyadi Kulesine doğru yola koyuluyorum. Fatih Sultan Mehmet’in Belgrad kuşatmasında başarı gösteren Macar komutan Hunyadi'ye adanmış bu kule şehrin en yüksek noktalarından birisi. Kuleden aşağı baktığımda iki küçük kilise, Tuna nehri, Büyük Savaş Adası ve onun ardında Kalemegdan ayaklarımın altına seriliyor.
 Hava kararmaya başlayınca Eski Belgrad'a geri dönüyorum. İki nehrin birbirine sarıldığı bir noktada kurulmuş olan Belgrad güzel bir coğrafyaya sahip olsa da, Sırplar bu kenti Macarların Budapeşte’yi güzelleştirdikleri gibi süsleyememişler. Nehir kenarındaki birkaç gece kulübünü bir kenara bırakırsak Sava kıyısı oldukça sade.
Kalemegdan'ın aşağısındaki ambarları elden geçirip lüks restoranlar açmışlar. Beton Hala isimdeki bu yeri bazı turistler İzmir kordona benzetseler de iki yer arasındaki fark gece gündüz gibi. Meşhur hurmalı keki tatmak için Beton Hala'nın trendi mekânı Iguana’ya uğramak istiyorum. Akşamları canlı jazz müziği yapan mekânın tatlısının şeker oranını biraz fazla olsa da denemeye değer.
Belgrad gece hayatı oldukça renkli bir şehir. Klüpler yazlık kışlık diye ikiye ayrılıyor. Birçoğu Sava nehri kıyısındaki yazlık klüplerin en ünlüsü Freestyler, burasına Belgrad’ın Reina’sı, fiyatlar ise Reina’nın onda biri! Mekânlar gece birden sonra dolmaya başlıyor ve rezervasyon zorunlu. Kışlık klüplerin en iyisi ise Stephan Brown. Hava yağmurlu olduğundan yazlık mekânlar yerine kaldığım otelin altındaki Kasina Klub’e uğruyorum. İçerisi tıklım tıklım, eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor.

 

Hiç yorum yok: