8 Aralık 2013 Pazar

Village'de bir öğlen: Gökdelenler diyarı Manhattan-8

Ertesi gün gezime Greenwich Village ile başlıyorum; I. Dünya savaşından sonra sanatçıların mesken tuttuğu, bohemliğiyle ünlü bu semt New York’un karmaşasından uzak kalmış bir sığınak gibi. Kent halkı buraya kısaca Village diyor. Sıralı güzel evler, yemyeşil avlular ve gizli sokakların yer aldığı Village geçmişte caz müzisyenlerine, Bob Dylan gibi pop idollerine ev sahipliği yapmış.

Soho'dan Greenmarket'e: Gökdelenler diyarı Manhattan-9

Yemeğin ardından Soho’yu turlamaya başlıyorum. Houston caddesinin güneyinde kalan bu semti kent halkı kısaca bu Soho (South of Houston) diye adlandırıyor. Village’ın ticarileşmesinden sonra kiralarını karşılayamayan sanatçılar Soho’nun terk edilmiş tavan aralarını mesken bellemişler. Şık butiklerin, sanat galerilerinin sıralandığı Soho sokaklarında bohem tavrın kültürel ayak sesleri hâlâ yankılanmakta.

Madison Square’de alışveriş ve pizza molası: Gökdelenler diyarı Manhattan-10

Greenmarket’ten Broadway boyunca ilerleyerek Madison Square’e ulaşıyorum. Meydandaki Flatiron Building nam-ı diğer ütü bina göz kamaştırıyor. İnşasından sonra birçok kişinin yıkılacağı düşündüğü Flatiron tuhaf mimarisiyle 23. caddedeki şiddetli rüzgârların kaynağı olmuş.  Rüzgârdan ne çıkar demeyin zira işin matrak bir tarafı var. Caddeden geçen hanımların eteklerini uçuşturan bu muzur rüzgâr halkta kargaşaya neden olmuş,  23 skidoo deyimi hala esprilere konu olmakta.
Madison Square üzerinden yükselen MetLife Tower (Metropolitan Life Insurance Company Building) altın piramit çatısı ile kentin gece siluetinin belirgin bir öğesi. Venedik St Mark Çan kulesinden esinlenerek yapılan bu göz alıcı saat kulesi sönmeyen ışığıyla, şirketin sembolü olmuş.  MetLife Tower’ın çaprazında ise zarif One Madison Park binası yer almakta. İngiltere’deki Salisbury katedrali’nden esinlenerek inşa edilen New York Life Insurance Company Building de meydandaki bir diğer ilgi çekici yapı. Bir meydanda iki sigorta şirketi gökdeleni, sigorta şirketleri ABD’de iyi para kazanıyor olsa gerek!

Chelsea'den Herald Square’e: Gökdelenler diyarı Manhattan-11

23. cadde boyunca ilerleyerek Chelsea’ye varıyorum. Birçok edebiyatçı ve sanatçıya ev sahipliği yapmış Chelsea Hotel kent tarihinin önemli bir kilometre taşı. Sınırsız özgürlüklerin yaşandığı enterasan bir kent New York. Kentin sokaklarında bira içmek yasakken Chelsea sokaklarında uyuşturucu içip volta atanlara aldıran yok!

Empire State: Gökdelenler diyarı Manhattan-12


19. yüzyıl sonunda asansörlerin keşfi ve çelik konstrüksiyonların gelişimi gökdelenlerin inşasına olanak sağlamış, toprağın pahalı olduğu Chicago ve New York City gibi kentlerde devasa yapılar birbiri ardına yükselmeye başlamış.  Gökdelenlerin gölgesi sokakları karartmasın diye gökdelenlerin üst katlarına kademelendirme zorunluluğu getirilince Amerikalılar düğün pastası mimarili gökdelenlerle donatmışlar kentin dört bir yanını. ABD’de yüksekliği 153 metre (500 ft) ve üzeri olan binalar gökdelen olarak kabul ediliyor. Bir gökdelenler kentindeyim. NYC’de 153 müzerinde iki yüz sekiz bina var, bunların çoğu Midtown ve Lower Manhattan’a kümelenmiş durumda. Gökdelenlerden biri hiç kuşkusuz sadece Manhattan’ın değil tüm dünyanın en ünlüsü: Empire State.

Times Square: Gökdelenler diyarı Manhattan-13

Manhattan’ın ana caddesi 5th Avenue boyunca inci gibi dizilen dünyaca ünlü butiklerin vitrinlerine bir göz attıktan sonra Times Square’e doğru yola koyuluyorum. New York’un dünyaca ünlü kavşağındaki 25 katlı dev kule neon cümbüşü Broadway ışıkları arasından göğe yükseliyor. Meydanın dört bir yanına yerleştirilmiş reklam panolarında reklamlar akıp gidiyor. Caddedeki turistler elektronik haber ekranında gündemi takip edip sohbetlerini koyulaştırırken, piyasanın nabzını tutanların gözü ise Nasdaq binasındaki ekranda.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Karadenizin incisi Odessa

İstanbul’dan uçakla bir buçuk saat uzaklıktaki, Karadeniz kıyısının sevimli liman kenti Odessa; kumsalları ve hareketli gece hayatıyla tatilcilerin yeni gözdesi.

 
Nasıl gidilir?
THY ve Onur Air’ın direkt uçuşları var,  bilet fiyatları gidiş-dönüş 170–300 Euro arası değişiyor.

Nerede Konaklamalı?
Arcadia plajı civarındaki oteller deniz, kum, güneş tatili yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan, alternatif olarak Deribasovskaya caddesi civarındaki otellerden rezervasyon yapılabilir veya ev kiralanabilir.

2 Ağustos 2013 Cuma

Yunanistan izlenimleri: Batı Trakya

Baharın veda etmeye hazırlandığı, yaz sıcaklarının kendini hissettirmeye başladığı bir mayıs günü İstanbul’dan komşumuz Yunanistan’a doğru yola koyuluyorum. Otobüsle İpsala sınır kapısına varıp pasaport işlemlerini tamamladıktan sonra Batı Trakya’ya merhaba diyorum.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Yunanistan izlenimleri: Kavala

Kavala’ya girer girmez karşımda Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilmiş devasa bir su kemeri arz-ı endam ediyor. Tepelere kurulmuş bir liman kenti Kavala ve bu şirin şehrin manzarası en güzel Kavala Kalesinden izleniyor. Tepeye çıkmak biraz yorucu olsa da buna değiyor zira uçsuz bucaksız gibi gözüken turkuaz mavisi berrak, sakin denizini seyre dalınca tüm yorgunluğum uçup gidiyor.

Yunanistan izlenimleri: Atina yollarında

 
Ertesi sabah erkenden kalkıp Atina’ya doğru yola koyuluyorum. Altıyüz kilometrelik yorucu bir yolculuk beni bekliyor. Yunan hükümeti vergi toplamak için otobanın olur olmaz yerlerine turnikeler yapmış, bu adaletsiz duruma Yunan halkı bir dönem isyan etse de, çabaları sadece fiyatları düşürmeye yetmiş, turnikeleri kaldıramamışlar. Bir otobanda beş ayrı noktada para ödedikten sonra çok şeritli yol yerini keskin virajlara bırakıyor. Bu virajlar geçmişte çok can almış. Sürücülere ibret olsun, bir daha hız yapmasın diye halk kazalarda hayatını kaybedenlerin anısına yol kenarına küçük şapeller dizmişler.

2 Nisan 2013 Salı

Plaça de Catalunya'dan La Rambla'ya- Akdeniz’in incisi Barselona (1/5)

Plaça de Catalunya'dan La Rambla'ya Toprağından fışkıran yaşama coşkusuyla Akdeniz’den aldığı sıcak meltemleri birbirine geçen Barselona; dünyanın en yaşanılır, en güvenli, en huzur dolu kentlerinden birisi.

          Geçen ilkbahar Akdeniz’in incisi Barselona’daydım. İstanbul‘dan Valencia’ya uçuş, ardından karayoluyla Barselona’ya ulaşmam gece yarısını buldu. Sabah erkenden kalkıp hafif bir kahvaltının ardından kenti keşfetmek için yola koyuldum.

Barri Gotik'ten Port Olimpic'e- Akdeniz’in incisi Barselona (2/5)

Barri Gotik'ten Port Olimpic'e
               Sıradaki durağım ise La Rambla ile Via Laietana caddeleri arasındaki Barri Gotik. La Rambla’dan Plaça Reial’e sapıp Gotik semte varıyorum. Gotik semtin tarih kokan sokaklarında dolaşırken kentin idari merkezi Plaça Sant Jaume’ye ulaşıyorum.
              Gotik semtin her noktasından Plaça del Rei’nin Rönesans kulesi fark ediliyor, Plaça del Pi meydanındaki sgraffito desenli binalar ve Santa Maria del Pi kilisesin gül pencereleri bu Ortaçağ semtinin görülmeye değer yerlerinden sadece birkaçı. Az ilerde ise devasa La Seu Katedrali arz-ı endam ediyor. Vizigot kilisesi yerine yapılan katedralin inşası 600 sene sürmüş, turistlerin uğrak yeri olan mekânın ambiyansı olağanüstü.           

Passeig de Gracia'dan Sagrada Familia’ya- Akdeniz’in incisi Barselona (3/5)

Passeig de Gracia'dan Sagrada Familia’ya
            Ertesi gün gezime Champs Elysee’nin Barselona versiyonu Passeig de Gracia ile başlıyorum. 19. yüzyılın sonuyla birlikte Barselona’da yenilenmeler baş göstermiş. Kentin ileri gelenleri hem bu yeniliğin parçası olmak hem iktidarları göstermek üzere şatafatlı evlere sahip olmak için servetlerini bu yolda harcamaktan çekinmemişler.
 
 İşte onlarda biri olan Battlo Passeig de Gracia’daki evinin yanında ünlü mimar Cadafalch’ın yaptığı Casa Amatller’ini görünce kendisine bu evden daha güzel bir ev yaptırmak istedi. Bu iş için Casa Calvet binasıyla yılın mimarı olan Gaudi’yi görevlendirmiş. İnsan iskeletini andıran kolonları, hareket eder gibi görünen balkonları, ejderha sırtı şeklindeki çatısı ile Casa Battlo gelip geçenlerleri hayran bırakan bir başyapıt. Her tarafı yuvarlatılmış, hiçbir köşesi olmayan bu evi 18 Euro ödeyerek gezmek mümkün.
Casa Battlo’yu Gaudi eski yapıyı yıkmadan, iskeleti üzerine inşa etmiş. Sanki bina Aziz Georges efsanesinin bir alegorisi. Yapının mimarisi çatı ejderin pul derisini, çatıdaki haç ejderha San Jordi’yi öldüren azizin kılıcını, balkonlar ise kurbanların kemiklerini betimleyecek şekilde yapılmış; tek kelime ile olağanüstü. Binanın pencerelerinin odaları eşit şekilde aydınlatmak için aşağıdan yukarıya doğru çıkıldıkça büyümesi dahice düşünülmüş bir detay. Bu büyülü ev masalların gerçek olabileceğini ve gözümüzü açmamız gerektiğini fısıldıyor duyabilenlere.
Casa Amatller ve Casa Battlo’ya Mağrabi-Gotik öğeleri taşıyan Casa Lléora Morera eklenince Illa de la discordia oluşmuş. Passeig de Gracia’daki yanyana sıralanmış birbirinden farklı tarzdaki bu üç yapı uyumsuzluk blogu olarak adlandırılıyor. Caddenin biraz ilersinde solda ise Barselona’nın simgelerinden Gaudi’nin şaheseri, Casa Battlo gibi Unesco dünya mirası listesinde yer alan Casa Mila yer almakta. Casa Battlo’ya hayran kalan parlamento üyesi Mila Battlo’dan birkaç yüz metre ilerisindeki köşeyi Gaudi’nin ellerine bırakmış.

Parc Guell'den Eixample'ye- Akdeniz’in incisi Barselona (4/5)

Parc Guell'den Eixample'ye
          Gezimin ertesi günü erken kalkıp, kısa bir kahvaltının ardından soluğu Parc Guell’de alıyorum. Metronun Lesseps durağına inmek buraya gitmenin en kolay yolu. Barselona’nın tepelerine yaslanmış Parc Guell’e ulaşmak için biraz merdiven çıkmak gerekiyor.
          Parc Guell’in ilginç bir yapım hikâyesi var. Tüccar Guell Londra’da içinde park olan evlerden etkilenerek Gaudi’ye altmış villadan oluşan bir site yapmasını istemiş ancak proje başarısız olunca,  yapılan iki bina ve arsalar belediyeye devredilmiş. İyi ki de öyle olmuş, park halka açılınca Parc Guell’in güzelliklerine artık bütün insanlık şahit oluyor.

Montjuic civarı- Akdeniz’in incisi Barselona (5/5)

Montjuic civarı- Akdeniz’in incisi Barselona
         Eixample bölgesindeki gezimin ardından 1992 Olimpiyat oyunlarının merkezi olan Montjuic nam-ıdiğer Yahudi tepesine gidiyorum. Montjuic turuna başlamak için en uygun nokta Plaça d'Espanya. Meydanın önünde Venedik’teki San Marco meydanındakine benzeyen iki kule var, kulelerin ardında ise Palau Nacional devasa yapısıyla yükseliyor. Yazın haftasonları ise bu meydandaki Magic Fountain aydınlatılarak görsel bir şölene ev sahipliği yapıyor.

9 Şubat 2013 Cumartesi

Civic Center’den Brooklyn köprüsüne: Gökdelenler diyarı Manhattan-5

Michelin yıldızlı lezzet şöleninin ardından Civic Center’e geri dönüyorum. Broadway boyunca Woolworth Building’in görkemli manzarası bana eşlik ediyor. Londra’daki House of Parliament’den esinlenerek inşa edilmiş, ticaretin katedrali olarak anılan Woolworth gotik süslemeleriyle göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip. 5 cent’e ürünler satarak perakendecilikte devrim yapan Woolworth’un yaptırdığı binanın girişindeki ihtişam; buranın Manhattan’ın en güzel gökdelenlerinden biri olduğunun açık kanıtı.

China Town'dan Little Italy’e: Gökdelenler diyarı Manhattan-6

Manhattan’ın büyüsü insanları kucaklıyor, zaman burada su gibi akıp geçiyor. Brooklyn köprüsü turumun ardından China Town’a doğru yola koyuluyorum. Lafayette caddesindeki Fransız şatolarını andıran Engine Company binasını selamlayıp China Town’a varıyorum.
Birçok kültürün bir potada eridiği bir şehirdeyim. Geleneklerini ve mutfak kültürlerini günümüze kadar yaşatmayı başarmış kentin iki önemli etnik grubunun yaşadığı Chinatown Little Italy bu kozmopolitliğin en belirgin örneği. Chinatown’daki Çinli nüfüs her geçen gün artıyor. Spring, Canal street arasına sıkışan Little Italy ise turistlik bir bölgeye dönüşmüş.

Lower East Side’dan East Village: Gökdelenler diyarı Manhattan-7

           Little Italy gezintisinin ardından Orta Avrupa göçmenlerinin meskeni Lower East Side’a yöneliyorum. Demir merdivenli evlerin süslediği Orchard Street bölgenin en işlek caddelerinden. Adını De Lance’in bahçesindeki orkidelerden alan Orchart caddesindeki ucuz eşya satan dükkânları, meşhur turşucu Guss Pickles, Ludlow Street ve Avrupa’dan gelen Yahudilerin ilk ibadethanelerinden Eldridge sinagogu bu semtin ilgi çekici adreslerinden sadece bir kaçı.

1 Ocak 2013 Salı

Yeni dünyaya açılan pencere Özgürlük Heykeli: Gökdelenler diyarı Manhattan-3

Sahil tarafına doğru yönelip iskelede bekleyen feribota atlayıp soluğu Staten Island’da alıyorum. Özgürlük Heykeli’ne (Statue of Liberty) giden ücretli tekneler var ama ücretsiz Staten Island feribotu Statue of Liberty’nin yanından geçip eşsiz bir manzara sunuyor. Staten Island’a vardığınızda adadan indi-bindi yaparak beklemeden tekrar Manhattan’a dönmek mümkün. Gidiş-dönüş bir saat süren bu keyifli yolculuk New York gezisinin olmazsa olmazlarından.
 
Amerika’nın bağımsızlığının 100. yılında Fransız hükümetinin hediyesi olan Bartholdi’nin eseri Özgürlük Heykeli Eski Dünya’dan Yeni Dünya’ya büyük hayallerle yelken açan göçmenlerin ilk gördükleri manzara olmuş. Son birkaç yüzyılda bu topraklar savaş, işsizlik gibi çeşitli sorunlardan vatanlarını terk etmek zorunda kalan topluluklara kucak açmış. Böylelikle New York City; yüzden fazla milletten insanın özgürce yaşadığı kozmopolit bir kente dönüşmüş.

Ground Zero’dan South Street Seaport’a: Gökdelenler diyarı Manhattan-4

           Feribot gezisinden sonra Broadway boyunca ilerliyorum. Manhattan muhteşem gökdelenleri, göz alıcı Broadway ışıkları, sanatsal zenginliklerle dolu müzelerinin yanında devasa alışveriş merkezleriyle de turistlere hitap ediyor. Saatlerce alışveriş yapmak için bu kente gelenlerin sayısı hiç az değil.