21 Ekim 2012 Pazar

Peter–Paul kalesinden Petro’nun evine:Kuzey’in Venedik’i Saint Petersburg (10/14)

 Ertesi günkü ilk durağım Peter–Paul kalesi. 16. yüzyılda kenti korumak için inşa edilen bu kalesi; İsveç tehdidi ortadan kalktıktan sonra Çar ile fikir ayrılığına düşen birçok politikacı ve sanatçının hapsedildiği bir hapishaneye dönüşmüş. Bu kalenin hiç kuşkusuz en ünlü mahkûmu Dostoyevski olmuş. Kalenin içindeki çarların mezarların yer aldığı barok katedral görkemli iç mekânıyla tek kelimeyle büyüleyici.

St Petersburg'ta Dostayevski'nin izini sürüyorum: Kuzey’in Venedik’i Saint Petersburg (10/14)


 
Herkesin sahip olmak istediği, sahip olanların adını verecek kadar çok sevdikleri bir şehir burası. Kent I. Dünya Savaşı ve Rus iç savaşında Petrograd, Sovyetler Birliği döneminde Leningrad, Sovyetler Birliğin dağılmasıyla yeniden Saint Petersburg adını almış. Deli Petro’nun bir hayal ile kurduğu Petersburg dünya edebiyatına kazandığı yazarlarla Rus edebiyatın kalesi adeta. Pek çok sanatçının üzerine hayalleri süslediği bu kent Puşkin için ihtişamın bir göstergesiydi, Dostayevski için ise yer altında yaşayanların, ezilenlerin, onun deyimiyle insancıkların.

Vladimirskaya'dan Yusupov Sarayına:Kuzey’in Venedik’i Saint Petersburg (12/14)

Dostoyevski müzesinden sonra Vladimirskaya kilisesini selamlayıp Fontanka nehrine varıyorum. Petersburg bir kanallar ve köprüler şehri, 42 ada üzerine kurulu şehirde, adalar arasında bağlantılar kanallarla ve kanalları bağlayan köprülerle sağlanıyor. Heykeller, göz alıcı sokak lambaları, dökme demir işleriyle süslü köprüler arasında dans eden kanallarda gezinirken şehir koca bir dejavuya dönüşüyor, birbirine nerdeyse tıpa tıp benzeyen tarih kokan caddelerde kayboluyorsunuz.

Petrohof’dan Smolny manastırına: Kuzey’in Venedik’i Saint Petersburg (13/14)

Ertesi sabah Kışlık Sarayın önündeki hidrofillerden birine atlayıp soluğu Peterhof’ta alıyorum. Petro’nun Paris’i ziyaretinde hayran olduğu Versailles Sarayı’ndan esinlerenek inşa ettiği bu yazlık saray kentin en güzel yerlerinden birisi, burasına bir mühendislik harikası demek yanılmış olmayız.

Tavrichesky bahçesinden Moskovoskaya'ya : Kuzey’in Venedik’i Saint Petersburg (14/14)


Smolny’ın yakınlarındaki Tavrichesky bahçesi ise kentin sokaklarının arasına gizlenmiş bir huzur vahası gibi. İçerisinde bir saray ve gölünde bulunduğu bahçeden biraz dinlendikten sonra Chernyshevskaya metro durağından Moskovoskaya’ya gidiyorum.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Santa Croce'den Duomo'ya-Rönesans’ın beşiği Floransa (1/4)

Santa Croce'den Duomo'ya-Rönesans’ın beşiği Floransa
Bir şehir düşünün adeta taştan oyulmuş ve neredeyse tek bir ağaç bir yeşillik olmadığı halde büyüleyici; şehrin kendisi bir sanat eseri, sanki bir açıkhava müzesi. Dante’nin Michelangelo’nun, Da Vinci’nin şehri burası. İşte bu yüzden bu küçücük şehri görmek için dünyanın dört bir yanından milyonlar Floransa’ya akın ediyor.
              Floransa’yı anlamanın en iyi yolu o şehrin yollarını yürüyerek arşınlamaktan geçiyor; zira gezilecek yerler birbirine oldukça yakın. Floransa’yı keşfime kentin geçmişteki sosyal ve politik merkezi Piazza Santa Croce ile başlıyorum. Meydanın hemen başındaki gotik mimarisiyle Santa Croce kilisesi tüm heybetiyle karşımda yükseliyor.

San Lorenzo'dan Santissima Annunziata’ya-Rönesans’ın beşiği Floransa (2/4)

San Lorenzo'dan Santissima Annunziata’ya
Floransa’nın tarihi aslında biraz da Floransalı ailelerin tarihi; Floransa’yı anlamak için sanata destek veren bu soylu aileleri de anlamak gerekiyor zira bu şehirde gördüğünüz birçok saray, köprü bu ailelerin kendileri için yaptırdıkları eserler. Mediciler başta olmak üzere, Lorena, Pitti, Savoy aileleri geçmişte kentin siyaset, kültür-sanat hayatına yön vermişler.

Santa Maria Novella’dan Uffizi’ye-Rönesans’ın beşiği Floransa (3/4)

Santa Maria Novella’dan Uffizi’ye
Tren istasyonuna komşu Novella’nın yüzyıllara meydan okuyan zarif çan kulesi Floransa’ya adım atan turistlerin belki de ilk gördüğü manzaralardan. Santa Maria’ya sadece uzaktan bakmakla kalmayın, içeriye de bir göz atın zira rengârenk freskleriyle Filippo Strozzi Şapeli ve Bardi Şapeli Santa Maria’daki görülmeye değer eserlerden sadece birkaçı.
Gucci, Salvatore Ferragamo, Roberto Cavalli gibi lüks mağazaların inci gibi sıralandığı, Paris’in hoş butiklerle dolu sokaklarını anımsatan Via Tornabuoni boyunca ilerliyorum. Devasa yapısıyla Duomo kente o kadar hâkim ki Floransa’da yolumu kaybetmem mümkün değil; zira Duomo güneş gibi etrafını aydınlatıyor. Katedralin yanında zarif bir çan kulesini selamlayıp, Piazza della Repubblica’ya varıyorum.

Ponte Vecchio’dan Michelangelo tepesine -Rönesans’ın beşiği Floransa (4/4)

Ponte Vecchio’dan Michelangelo tepesine
Müzeden ayrılıp Ponte Vecchio’yu arşınlamaya başlıyorum. Uffizi ve Pallazzo Vecchio’yu Medicilerin Arno nehrinin karşı kıyısındaki sarayı Palazzo Pitti’ye bağlamak için Vasari tarafından inşa edilen; geçmişte kasapların yer aldığı köprünün üzerini günümüzde göz alıcı mücevherleriyle kuyumcular süslüyor. Köprünün kenarlarında Uffizi’ye uzanan koridorlar dikkatimi çekiyor. Kenti yöneten ailelerden Mediciler, Lorena, Pitti, Savoy’ların halka karışmamak için yaptırdıkları Vasari koridoru halkı küçük görmelerinin bir ifadesi olsa gerek. At arabalarıyla Palazzo Pitti’den doğrudan Pallazzo Vecchio’ya geçen bu ailelerin hanedanının çok uzun sürmemesi pek de sürpriz olmuyor.

8 Mayıs 2012 Salı

Dam Meydanın'dan Centraal Station’a- Özgürlükler kenti Amsterdam (1/7)

Dam Meydanın'dan Centraal Station’a
Venedik’ten çok kanala, Paris’ten çok köprüye sahip olan “Kuzey’in incisi Amsterdam” ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil vaat ediyor. Kenti sarmalayan kanallar yaşam sahnesinden roller dağıtıyor sanki insanlara, kanalların üzerindeki onlarca köprü ise yaşam sahnesinde karşılaşanları birbirine bağlıyor adeta.
  
             Tanrı dünyayı yarattı, Hollandalılar da Hollanda’yı’ desek yanılmış olmayız; zira Amsterdam aslında yoktan var edilmiş bir kent, topraklarının büyük kısmı deniz seviyesinin altında ve şehrin tamamına yakını doldurma.  Hollanda’da birçok yerleşim biriminin ismi “baraj” anlamına gelen dam kelimesiyle bitiyor.  Amsterdam keşfime Dam meydanıyla başlıyorum.

Oude Kerk'den De Waag'a- Özgürlükler kenti Amsterdam (2/7)

Oude Kerk'den De Waag'a
Amsterdam’da tramvay ve metro ile her yere ulaşmak mümkün ama kent sakinleri için bisikletin yeri bambaşka. Dünyanın en düz kentlerinden birisi olan Amsterdam’ın caddelerinde bir milyonu aşkın bisikletli pedal çeviriyor. Kaldırımların sol tarafını bisikletlere ayırmış, bisikletli olmak bu kentte bir ayrıcalık.  Bisikletler ne ışık dinliyor, ne yaya geçidi; son sürat gidiyorlar. Amsterdam’a yeni gelenlerin bu trafiğe alışması zaman alıyor.

Begijnhof'dan Brouwersgracht'a- Özgürlükler kenti Amsterdam(3/7)

Begijnhof'dan Brouwersgracht'a
14. yüzyılda Katolik rahibeler tarafından yapılan Begijnhof, zarif evleriyle Amsterdam sokaklarının arasına gizlenmiş bir huzur vahası gibi. Kazara burayı keşfetmek mümkün değil; zira ufacık kapısının önünden yüz defa geçsem yine de burayı fark etmem mümkün değil. Begijnhof’un arkasındaki Historich Amsterdam müzesi ise kentin tarihinin izlerini sürmekte.

Bloemenmarkt'dan Leidseplein'a- Özgürlükler kenti Amsterdam(4/7)

Bloemenmarkt'dan Leidseplein'a
Kanal turu yapan birçok firma var ama kanalları gezmenin en iyi yolu yürümek veya bisikletle gezmek; zira yorucu olsa da bir o kadar keyifli. Amsterdam’ı Amsterdam yapan kanallar uzak ülkelerden gelen malların şehre ulaşabilmesi için, mimariyi belirleyen yüksek tavanlı hanlar ise gelen malların depolanması için. Kanal isimleri grachten kelimesiyle bitiyor; kentin üç önemli kanalı Herengracht (centilmen kanalı), Keizersgracht (imparator kanalı) ve Prinsengracht (prens kanalı). Kenti dolaşırken yolunuzu kaybederseniz, kanalların merkezden dışa doğru alfabetik dizildiğini (H, K, P) akılda tutmakta fayda var.
             Burası Avrupa’nın en güzel kentlerinden biri, bu kentte kanallar adeta doğayla dans ediyor. Kenti hem sarıyor sımsıkı kucaklıyor, hem de ona nefes aldırıyor. Yeşille grinin güzel bir birleşimi bu kent. Gökyüzünün griliği yeryüzündeki yeşili gölgelemiyor, insanların yüzünde puslu bir perdeye yol açmıyor. Aksine büyük çoğu bisikletin üzerinde olan kentliler her zaman yüzlerinde hafif bir tebessümle geziyorlar.

Museumplein & Coster Diamonds- Özgürlükler kenti Amsterdam (5/7)

Museumplein & Coster Diamonds
                 Hollanda, yeryüzünde insan başına en çok müze düşen ülke; nüfus 15 milyon, müze sayısı 700’ün üzerinde. Durum böyle olunca, Amsterdam’da bir müze meydanı olmasına şaşırmıyorum.  Bulutlu bir sonbahar sabahı Leidseplein yakınlarındaki otelimden Museumplein’a doğru yola koyuluyorum. Karşıma büyükçe bir park çıkıyor, Hollanda’nın ilk şairlerinden Joost Van den Vondel’den ismini alan ve İngiliz bahçeleri tarzında düzenlenmiş bu güzel park, kentin bir nevi akciğeri.

Amsterdam'ın Michelin yıldızlı Japonu Yamazato- Özgürlükler kenti Amsterdam (6/7)

Michelin yıldızlı Japonu Yamazato- Özgürlükler kenti Amsterdam
Öğle saati yaklaşınca Amsterdam'ın Michelin yıldızlı Japon restoranı Yamazato’ya doğru yola koyuluyorum. Tramvayda giderken Heineken Experience’in önünden geçiyorum. Heineken ilk fabrikası bir müze dönüştürmüş. Bu eğlenceli mekanda bira yapımını başından sonuna kadar gözlemlemek mümkün.
 Hotel Okura girişindeki Yamazato’ya vardığımda geleneksel Japon tarzı Sukiya‘ya göre dekore edilmiş salonu beni karşılıyor. 16. yüzyılda Zen Budizm’in hâkim olduğu çay seremonisi yapılan evlerinden esinlenmiş bir akım Sukiya. Japon hot cuisine akımı Kaiseki‘nin temsilcisi Yamazato, misafirlerine unutulmaz bir yemek deneyimi vaat ediyor. Kaikei mutfağında küçük porsiyonlarda çok sayıda yemek sunma geleneği var. Yamazato bunu mönüsüne adapte etmiş. “Yemek her zaman gerçeği söyler” felsefesiyle mükemmeliyetçilik anlayışını benimsemişler.

De Gooyer'den Magere Brug'a- Özgürlükler kenti Amsterdam (7/7)

De Gooyer'den Magere Brug'a
Michelin yıldızlı lezzet şöleninden sonra kent merkezindeki tek yel değirmeni görmeye gidiyorum. On dakikalık bir tramvay yolculuğunun ardından De Gooyer değirmeni karşımda yükseliyor. De Gooyer’in yanında brouwerij 't ij birahanesi var, burası kendi biralarını imal eden gerçek bir birahane.