8 Aralık 2013 Pazar

Village'de bir öğlen: Gökdelenler diyarı Manhattan-8

Ertesi gün gezime Greenwich Village ile başlıyorum; I. Dünya savaşından sonra sanatçıların mesken tuttuğu, bohemliğiyle ünlü bu semt New York’un karmaşasından uzak kalmış bir sığınak gibi. Kent halkı buraya kısaca Village diyor. Sıralı güzel evler, yemyeşil avlular ve gizli sokakların yer aldığı Village geçmişte caz müzisyenlerine, Bob Dylan gibi pop idollerine ev sahipliği yapmış.

Village Vanguard, 1950’lerden beri caz efsanelerinin sahneye çıktığı bir müzik mabedi; 1961 tarihli Bill Evans albümü ‘Live at The Village Vanguard’ dâhil pek çok önemli albüm burada kaydedilmiş. Village Vanguard’da caz tınılarıyla ruhlarını doyurmak isteyenler bazı akşamlar mekânın kapısının önünde saatlerce kuyrukta beklemeyi göze alıyorlar.
 Kısa bir yürüyüşün ardından Washington Square Park’a ulaşıyorum. New York Üniversitesinin yanındaki bu meydanda bir grup öğrenci çaldıkları müziklerle etraftakilerin kulaklarını şenlendiriyor. Washington Square Park’ta George Washington’ın başkanlığının 100. yılı anısına dikilmiş devasa mermer kemerin altında oturan aşıklar aşklarını tazelerken, parkın öteki tarafındaki bir grup ise hararetli bir şekilde satranç oynayıp gözlerini tahtadan ayırmadan derin düşüncelere dalıyorlar.
 Birkaç adım ilerimde ünlü milyoner Rockefeller’in kente bir hediyesi olan Judson Memorial kilisesinin yüzyıllara meydan okuyan romanesk çan kulesi yükseliyor.  Devamında geçmişte ressam Guy Pene du Bois gibi birçok sanatçının ikametgâhı olmuş MacDougal Alley, nam-ı diğer Art alley de luxe yer alıyor.
6. Avenue yönünde ise ABD’nin en iyi 10 yapısı arasında gösterilen, eski başkalarından Thomas Jefferson anısına yapılmış Jefferson Market Courthouse ilgi çekici bir mimariye sahip. Ters yönde ilerleyip Leroy caddesine varıyorum. Brooklyn’deki bir siyahî ailenin yaşamını konu alan 80’lerin unutulmaz dizisi Cosby ailesinin evinin yer aldığı cadde burası. TRT’nin tek kanal döneminde 7 den 70’e herkesi ekrana kilitleyen St Lukes Place 10 numaradaki bu ev hafızalardan kolaylıkla silinmeyecek bir yere sahip.
Michelin yıldızlı restoran Gotham Bar & Grill’da bir öğlen yemeği molası vermek istiyorum. Gotham güzel dekore edilmiş lüks bir restoran, yemeklerinden çok ambiyans ön planda. Union square’de kurulan Greenmarket’ten aldıkları doğal malzemelerle hazırlanan mönüden seçtiğim balsamik ile soslandırılmış bademli, elmalı, pecorino peynirli salata başarılı. Biftek ise beklentimin altında, Michelin yıldızlı bir restorana bifteği elektrikte pişirmek yerine kömürde pişirmek yakışırdı. Burada yemekten ziyade akşamları bir şeyler içip ortamın keyfini çıkarmak en iyisi.
 

 

Hiç yorum yok: