2 Nisan 2013 Salı

Parc Guell'den Eixample'ye- Akdeniz’in incisi Barselona (4/5)

Parc Guell'den Eixample'ye
          Gezimin ertesi günü erken kalkıp, kısa bir kahvaltının ardından soluğu Parc Guell’de alıyorum. Metronun Lesseps durağına inmek buraya gitmenin en kolay yolu. Barselona’nın tepelerine yaslanmış Parc Guell’e ulaşmak için biraz merdiven çıkmak gerekiyor.
          Parc Guell’in ilginç bir yapım hikâyesi var. Tüccar Guell Londra’da içinde park olan evlerden etkilenerek Gaudi’ye altmış villadan oluşan bir site yapmasını istemiş ancak proje başarısız olunca,  yapılan iki bina ve arsalar belediyeye devredilmiş. İyi ki de öyle olmuş, park halka açılınca Parc Guell’in güzelliklerine artık bütün insanlık şahit oluyor.
         Gaudi’nin hayal dünyasının ürünü, olgunluk dönemi eseri Parc Guell’nin mimarisi insan yapımı ile doğa yapımı arası hissi uyandırmakta.Yayalar için viyadükün de yer aldığı, doğanın ve insanın el ele vererek tek bir kuvvet olmuşcasına oluşturduğu Parc Guell’in girişinde Katalanların koruyucu simgesi olan Ejderha San Jordi heykeli ziyaretçileri selamlıyor.  Hansel Gradel evlerini anımsatan  yapıları barındıran Parc Guell’de yürümekten yorgun düşenlerin imdanına  parkın zarif dalgalar halinde inen trenkadis bankları yetişiyor.
       Hava kararmaya başlayınca bir şeyler atıştırmak için Passeig Garcia'ya geri dönüyorum. İspanyolların ünlü tapasçılarından Tapaç 24 caddeye çok yakın. Barselona'nın Michelin yıldızlı Comerç 24 şefinin tapas dükkanı Tapaç 24'nin imza tapası Mc Foie.
        Mc Foie'de dana eti, kaz ciğeri karışımı ile yapılan burger; mayonez, kaz ciğerli bir sosla sunulan sıradışı bir lezzet Mc Foie. Bizim kuzu şişin baharatlısı Pinxo de Xai'ya da sınıfı geçti, sıra tatlıya gelince çok özel bir adrese gitmek için yola koyuluyorum. Lakin yolumun üstündeki bazı Modernisme  binaları da es geçmek istemiyorum.
         Bir kenti ziyaret ettiğimde o kenti anlamak için sadece turistlik yerleri gezmek yeterli olmuyor. Turistlik olmayan semtlerde ilginç süprizlerle karşılaşılabiliyor. Tıpkı  Casa Vicens gibi. Gaudi’nin ilk işi; bir seramik endüstricisi için yaptığı bina renkli seramikli cephe ve ekzotik motiflere sahip. Yüksek manolya ağaçlarıyla çevrili benzersiz bir tuğla işçiliğiyle yapılmış bu ev yapılmadan önce burası bir çiçek bahçesiymiş. Çiçek bahçesini yaşatmak için binanın duvarlarına çiçek desenleri yapan Gaudi’nin doğa saygısı ve tutkusu bir kere daha kendini gösteriyor.
        Casa Vicens’den İspanyolların dünyaca ünlü çikolatacısı Balaguer’e gitmek için yola koyuluyorum. Barselona’nın turistik alanlarından uzak fakat lüks bir semtindeki Balaguer’ı bulmanın en kolay yolu, kentin yerlilerine Turo Parkını sormak; çünkü bu çikolata cenneti parkın hemen yanında.
          Balaguer’ın dünyaca ünlü olması tesadüf değil, en kaliteli kakao çekirdeği kullanarak onlarca çeşit çikolata yapıyorlar. En dikkat çekici olanları ise safranlı, siyah trüflü, bir Asya turunçgili olan yuzulu çikolata. Zeytinyağlı ve ağızda patlayan mascleta çikolatası da enteresan. Taze hazırlanan bu özel çikolatalar farklı adetlerde sunuluyor. Altılı paket 8 Avro, ikilisi ise 3 Avro. Yolunuz Barselona’ya düşerse denemeden  geçmeyin.
         Barselona’dan bahsetmişken Xavi’li, Messi’li, Iniesta’lı dünyaca ünlü  Barselona futbol takımından bahsetmeden olmaz. Kenti ziyaret ettiğim haftasonu Şampiyonlar Ligi finalinde Man. Utd.’ı yenen Barselona tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Barselona semalarında uçarken, maçın kahramanları taraftarlarıyla Plaça de Catalunya’da kucaklaşmış, çoşku seli akın akın La Rambla’ya yayılmıştı.
        Bu  kentte futbolseverler için futbol mabedi Nou Camp Stadı’nın özel bir yeri var. Nou Camp Stadı merkeze çok uzak değil, Plaça de Catalunya’dan kolayca gidiliyor. Futbol sezonundaysanız, bir bilet alıp bu futbol şölenini kaçırmayın, eğer maçlar bitmişse yirmi Avro’ya Nou Camp’ı gezebilirsiniz.




Hiç yorum yok: