14 Nisan 2014 Pazartesi

Tuna'nın kraliçesi Budapeşte: Vaci Ut’tan Kalvin Ter’e


Kısa bir yürüyüşün ardından Budapeşte’nin İstiklal Caddesi Vaci Ut’tayım. Restoranların, mağazaların birbiri ardına dizildiği bu caddeyi bir uçtan diğer uca kat etmek başlı başında bir deneyim.
Macaristan Avrupa Birliği’ne girmesine rağmen ekonomisi pek düzlüğe çıkamamış. Hayatı pahalandıracağı düşüncesiyle Avro kullanmıyorlar; hâlen para birimi Forint (HUF) geçiyor. Geçmişin ihtişamlı izlerini taşıyan Parisi Udvar binasının önünde yatan evsizler ülkenin ekonomisini gözler önüne seriyor.
Vaci Ut boyunca ilerleyip Kalvin Ter’e varıyorum. Ortam hareketli, meydanda gençler toplanmış bir Açıkhava partisi düzenliyorlar. Meydanın ilerisinde ise Maria Theresa’nın Kraliyet Sarayı olan Macar Ulusal Müzesi yer alıyor. Uzun bir yürüyüşün ardından bir yemek molası vermek istiyorum. Tuna’yı süsleyen Elizabeth Köprüsünün yakınlarındaki Matyas Pince Macar spesiyalleri ile dikkat çekiyor.
 
Macar mutfağı denince akla gelen ilk yemek; et, patates, sebze, paprika ile hazırlanan Macar Gulaşı. Ülkemizde ana yemek olarak sunulan gulaş Macaristan’da çorba olarak içiliyor. Tavuklu, balıklı, kırmızı etli gulaş bu mutfağın karakteristik bir başlangıç yemeği. Ana yemek olarak Budapeşte usulü bifteği denemek istiyorum.
 
Dana eti, kaz ciğeri, bezelye, biber, domates ve patates ile hazırlanan biftek hoş bir şekilde sunulmuş. Şarap mönüsüne göz attığımda kırmızı şaraplar içinde Bikaver, nam-ı diğer Boğa Kanı şarabı dikkatimi çekiyor. Bikaverin ilginç bir hikâyesi var. Rivayete göre Eger Kalesi kuşatması sırasında Türkler Macar askerlerin üniformasında koyu kırmızı lekeler görünce boğa kanı içtiklerini sanmışlar, o gün bugün Bikaver şarabı boğa kanı şarabı adıyla anılır olmuş.  19. Yüzyılda dünyaca ünlü bir tatlı şarap olarak kabul edilen Tokaj ise günümüzde sıradan bir şarap olarak sınıflandırılmakta.
Akşam yemeklerini dışarıda dostlarla Çığan müziği eşliğinde yemek Macarlar için bir alışkanlık. Matyas’ta da bu gelenek yaşatılıyor, canlı müzik tınıları ile bir yandan da ruhunuz doyuyor. Bu keyifli yemeğin ardından Elizabeth köprüsünün yanındaki teknelerden birine atlayıp, büyüleyici yapılarla Tuna’yı aydınlatan Budapeşte’yi köpüklü şarabımı yudumlayarak seyre dalıyorum.

Hiç yorum yok: