21 Ekim 2012 Pazar

Petrohof’dan Smolny manastırına: Kuzey’in Venedik’i Saint Petersburg (13/14)

Ertesi sabah Kışlık Sarayın önündeki hidrofillerden birine atlayıp soluğu Peterhof’ta alıyorum. Petro’nun Paris’i ziyaretinde hayran olduğu Versailles Sarayı’ndan esinlerenek inşa ettiği bu yazlık saray kentin en güzel yerlerinden birisi, burasına bir mühendislik harikası demek yanılmış olmayız.
Ağaçlarla çevrili yoldan devam edip Büyük Çağlayan’a ulaşıyorum. Finlandiya körfezine uzanan büyük çeşme tek kelimeyle büyüleyici.  Heykellerle, çeşmelerle süslemiş bir parkın içindeyim. Çevrede yabancı turisten ziyade Rusya’yı farklı bölgelerinden Petro’nun dehası görmeye gelen Ruslar var.
Petro’un İsveç’e karşı zaferinin anısına dikilen Samson çeşmesini selamlayıp Büyük Saray’a merdivenleri çıkıyorum. Nazi işgali sırasında büyük tahribata uğramış sarayın günümüzdeki haline kavuşması ciddi bir restorasyonla sağlanmış. Sarayın içi de Peterhof’un dışı kadar görkemli.
Seyyar satıcılardan sandviç alıp Petrohof’un güzel bahçelerinde küçük bir piknik yaptıktan sonra kent merkezine doğru yola koyuluyorum. Petro’nun dindar kızı Yelizaveta’nın yaşanın son yıllarına geçirmek için yaptırdığı Smolny manastırı bir sonraki durağım.

Neva kıyısındaki Smolny manastırı St Petersburg’a yolu düşen turistlerin pek farkında olamadıkları bir güzellik zira turistlik bölgenin uzağındaki olan buraya gitmek biraz zahmet istiyor ama mükâfatı büyük. Smolny’ın birkaç kilometre ilerisinde ise Finlandiya istasyonu yer almakta. Bu istasyon en çok sürgünden dönen Lenin’in işçilerince coşkuyla karşılandığı yer olarak hatırlanmakta.
Lenin gelişiyle komünist partinin karargâhı, devrimin beşiği olan bu Smolny manastırı birçok olaya tanıklık etmiş. II. Nicolay’ın Kışlık Saray’daki tahtından indiren kalabalık yürüyüşüne Smolny’den başlamış. Yelizaveta’nın Rastrelli’ye zengin barok üslubuyla inşa ettiği Tsarskoe Selo nam-ı diğer çarın köyü kent dışında görülmeye değer bir başka adres.

 

Hiç yorum yok: