8 Mayıs 2012 Salı

Oude Kerk'den De Waag'a- Özgürlükler kenti Amsterdam (2/7)

Oude Kerk'den De Waag'a
Amsterdam’da tramvay ve metro ile her yere ulaşmak mümkün ama kent sakinleri için bisikletin yeri bambaşka. Dünyanın en düz kentlerinden birisi olan Amsterdam’ın caddelerinde bir milyonu aşkın bisikletli pedal çeviriyor. Kaldırımların sol tarafını bisikletlere ayırmış, bisikletli olmak bu kentte bir ayrıcalık.  Bisikletler ne ışık dinliyor, ne yaya geçidi; son sürat gidiyorlar. Amsterdam’a yeni gelenlerin bu trafiğe alışması zaman alıyor.
Avrupa’da vicdan ve özgürlük tartışmalarının ilk yaşandığı, sınırsız özgürlüklerin olduğu tartışmalı bir kent burası. Uyuşturucu kullanımı ve fuhuş kentin bazı bölgelerinde hâlen yasal. Beurs Van Berlage’nın arkasındaki dar sokaklar Kırmızı Fener Mahallesi  (Red Light District) olarak adlandırılıyor. Red Light District’in dar sokaklarında sıralanmış kırmızı ışıklı pencerelerin önünde bekleyen kadınlar tarihin en eski mesleklerinden birini icra ediyorlar. Akşamları turistlerin akınına uğrayan bu sokaklar sanılanın aksine oldukça güvenli ama turist ailelerin buralarda dolaşmasını garipsenmeyecek gibi değil.
Günümüz Amsterdam’ı bir özgürlükler kentiyken geçmişte baskıların yaşandığı zamanlar olmuş. Protestanlık şehirde hâkim olunca Katolikler bir dönem gizlice ibadet etmek zorunda kalmışlar. Red Light’ın en pejmürde sokaklarının birinde; burayla tam bir tezat oluşturan, alterasyon sonrası inşa edilen gizli kiliselerden Amstelkring saklanmış.
            Amstelkring’in birkaç adım ötesinde ise kentin simgelerinden Oude Kerk yer almakta. Yüzyıllara meydan okuyan, ortaçağdan kalma gotik Oude Kerk kilisesi Kırmızı Fener mahallesinin ortasında sessiz bir sığınak gibi. Dışarıdan sade görünümlü kilisenin içerisine girdiğimde mekânın görkeminden etkilenmekten kendimi alamıyorum.
Bir sonraki durağım De Waag’a doğru ilerlerken, karşıma küçük Çin Mahallesi çıkıyor. Uzakdoğu mimarisinin güzel örneği Temple He Hwa turistlerin ilgi odağı. Temple He Hwa’ya komşu A-fusion ise suşi tutkunu kent sakinlerinin favori meskenlerinden. Amsterdam Time Out tarafından kalite/fiyat açısından en iyi restoranlar arasında gösterilen ve Uzakdoğu lezzetlerini makul fiyatla sunan A-fusion, gidilmeye değer bir adres.
Kısa bir yürüyüşün ardından 17. yüzyıl başında kanallar boyunca taşınan malların tartıldığı De Waag’a ulaşıyorum. De Waag’ın dikkat çekici kuleleri var, bu kulelerin üst odaları geçmişte loncaların toplantı salonlarıymış. Rembrandt’a dünyaca ünlü tablosu ”Dr Tulp’un Anatomi Dersi”ni ısmarlayan da De Waag’da faaliyet gösteren loncalardan biri olan Cerrahlar loncasımış. Günümüzde bir kafe/restoran tarafından işletilen De Waag’da bir mola verip,  gotik iç mekânın keyfini çıkardıktan sonra Zuiderkerk kulesini selamlayıp Begijnhof’a doğru yola koyuluyorum.


Hiç yorum yok: